23 Mart 2011 Çarşamba

HRİSTİYANLIĞIN MANEVİ HAYATININ TECRÜBESİ.


Hristiyanlığın manevi hayatının tecrübesi.

O günlerde Rab İsa Mesih havarilik makamına ilk iki öğrencisi olan Andreas ve Petrus’u davet etmişti. Celile Beytsayda’dan ve aynı zamanda Andreas ve Petrus’un memleketinden olan Filippos’u bulmuş ve ona beni takip et demişti. Filippos,Rahibimizle ilk görüşmesinden hoşlanmıştı. Rab ile arasında oluşan bu sevinçli olayı kendi içinde tutamazdı. Natanail’e coşkuyla koşarak O’na şöyle dedi “ Musa ve peygamberlerin bahsettikleri kişiyi bulduk. O Nasıralı İsa ‘dır.” Fakat tereddüt eden Natanail Şöyle der;
“Kötü görünümlü bir köy olan Nasıra’dan iyi bir şey çıkması mümkün mü ? Filippos ona şöyle cevap verdi “Gel kendin gör ve ikna olacaksın.” Filippos İsa’nın Mesih olduğundan nasıl emindi ? Küçük bir görüşmeden nasıl ikna olmuştu.Kısa bir zamanda Filippos ne görmüştü? Oysa hayret edici bir mucize görmemişti. O zaman gördüğü şey neydi? Filippos İsa’nın ışıldayan yüzünden etkilendi. İsa’nın ışıldayan yüzü Filippos’un imanına yetmişti.
İsa’dan duyulan mucizevi sözler O’na kalbinde beklediği kişinin O olduğunu ıspatlamaya yeterliydi.İsa Mesih’e bakarken O’nun farklı olduğunu ve içinde büyük şeyler sakladığını anlamıştı. O’nun kutsallığını ve nimetini hissetmişti. O’nu dinlerken daha önce bu bilgelikte hiç kimseyle konuşmadığnı anlamıştı. İsa’nın sesi O’nun içini ısıtarak ruhunda Kutsal hisleri doğurmuştu. İçinde görülmemiş bir coşku, yaşanmamış bir sevgi ve kuvvetli bir iman yaratmıştı. Öyle ki İsa’nın sevgisinden dolayı kalbinde olan ateşi ve olayı hemen arkadaşına iletmek istedi. Kutsal Ortodoks kilisesinde bu olay daima böyle olur. Kilisemizin kutsal sırlarını ve İsa Mesih’in nimetlerini yaşamış olan imanlılar O’ndan başka kimseyi daha fazla sevemezler. Çünkü ruhumuz İsa’nın sevgi ateşinden yanarken ve O’nun sırsal iletişim tecrübesiyle coşarken bu coşkuyu içimizde tutamıyor ve bunu başkalarına iletmek istiyoruz.
Ortodoks Kilise’mizden tatmış olduğumuz ve hayatımıza taşmış İsa Mesih’in sevgisinden bahsedebiliriz.Öyle ki Ortodoks Kilisesi dışında kurtuluş yoktur. Tek kurtuluş Ortodoks Kilise’sinin manevi hayatıdır.
Natanail’in kendine doğru geldiğini gören Rabbimiz İsa şöyle dedi :
“İşte içinde kötülük olmayan gerçek bir İsrailli!!...Kuşkulanan Natanail: “Beni nereden tanıyorsun Rabbim” dedi. İsa şöyle cevap verdi Filippos seni çağırmadan önce incir ağacının altında gördüm” O zaman hayranlık içinde olan Natanail şöyle dedi “Rabbi !! sen gerçekten Allah’ın oğlusun ve İsrail’in beklediği kralsın.” İsa ona : “Seni incir ağacının altında gördüğümü söylediğim için mi bana iman ediyorsun.” Dedi. Sana doğrusunu söyleyeyim,bundan çok daha büyüklerini göreceksin. Sizi temin ederim ki vaftizimle beraber şimdiden göklerin açıldığını ve Tanrı’nın meleklerinin aşağıdan yukarıya çıkarak Tanrı’nın Oğluna ve O’nun kilisesinin hizmet ettiğini sizde göreceksiniz. İsa’nın bu son sözleri Ortodoks kilisesinin derin ve özlü anlamını açıklamaktadır.
Çünkü Ortodoksluğumuz nedir?
Sadece gerçek iman değil, fakat kutsallığın tek kuvvetli tecrübesi olup Tanrılaşma yolunda açık gökyüzüdür.Çünkü sadece Ortodoks Kilise’sinde her imanlı bu açık gökyüzü tecrübesine sahip olabilir. Bu gökyüzünü Rab İsa Mesih insan tabiatını almasıyla açtı. Dünya’ya gelişi,yaptıkları,elemi,dirilişi ve gökyüzüne yükselişiyle…..
İşte bu tanrılaşma yolunu her insan İsa Mesih’in tek gerçek Kilisesi olan yani Ortodoks Kilise’sinde yürüyebilir. İmanlılar sadece Ortodoksluk içinde İsa’nın nimetlerini kabul edip O’nun bedenini ve kanını alabilirler. Böylece Azizler ile ve meleklerle iletişime girerek Tanrı’nın ta kendisine yakınlaştırırlar.
Kardeşlerim. Ortodoks Kilise’sinin daimi imanlıları olarak bizde her gün açık gökleri yaşayalım, ve bu sırrı açıkça belirtelim.
Öyle ki; Göklere giden yol: nimet, tecrübe, Tanrıyla iletişim ve Tanrılaşma sadece Ortodokslukta mevcuttur. Benim size kalpten dileğim şudur ki; Bu Tanrılaşmaya inşallah özellikle bu paskalya yortusu süresince dualar ve yapacağınız ruhsal mücadele ile ulaşırsınız.
Rabbimiz Mesih İsa sizleri korusun ve kutsasın .AMİN……

30 Aralık 2010 Perşembe

MUTLU NOELLER !!!



Mesih doğdu yücelttiniz, Mesih göklerden geldi karşılayınız, Mesih yer yüzünde onu yükseltiniz. Ey yeryüzü rabbe terennüm et.
Ey uluslar onu seviçle tesbih ediniz çünkü o yüceltildi.


İsa Mesih’in doğumu şöyle oldu:
Annesi Meryem, Yusuf’la nişanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryem’in Kutsal Ruhtan gebe olduğu anlaşıldı. Nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi. Ama böyle düşünmesi üzerine Rabb’in bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: “Ey Davut oğlu Yusuf! Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruhtandır.Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlardan O kurtaracak.”
Bütün bunlar, Rabb’in peygamber aracılığıyla bildirildiği şu söz yerine gelsin diye oldu: “İşte kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.” “İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.”
Yusuf uyanınca Rab’bin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem’i eş olarak yanına aldı. Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf onu bilmedi. Doğan çocuğun adını İsa koydu.

29 Ekim 2010 Cuma

AZİZ DİMİTRİOS

26 EKİM AZİZ DİMİTRİOS'UN HATIRLANIŞI

Aziz Dimitrios zengin bir ailenin çocuğu olarak 260 yılında Selanik’te dünyaya geldi. İlk eğitimini ailesinden aldı. Genç yaşa vardığında memleketine asker olarak hizmet etmek istedi. İnançlı,zeki ve cesur bir insan olduğundan da kısa bir sürede komutan makamına ulaştı. O dönemde Hristiyanların baş düşmanı olan Dioklitianos Roma Kralı idi ve Anadolu sorumlusu ise damadı Maksimianos idi. Maksimianos azizin özelliklerini gördüğünde hristiyan olduğunu bilmeden onu Selanik’e Dük olarak atadı. Aziz bu makama ulaştığında, korkusuzca hristiyanlığı askerlerine eğitiyor ve onlara putların sahte ve insan işi olduğunu anlatıyordu. Bir çok asker, azize eğitim almak için gidiyordu. Kısa bir zaman içerisinde bir çok kişi putperestlik tuzağından kurtularak hristiyan oldu.
Bir gün putperestlerden bir kaçı Maksimianos’a giderek azizin putlara karşı konuştuğunu , tek ve gerçek Tanrı’nın Mesih İsa olduğu eğitisini yaydığını bildirdiler. Maksimianos bundan emin olmak için de bütün üst düzey komutanlarını putlara tapınmaları için davet etti. Azizin tapınağa gelmeyi reddettiğini görünce onu yargılamak için karşısına getirilmesini emretti. Dimitrios neden putlara tapınmaya çağırdığımda gelmedin? Neden bunu reddettin? Efendim hiç bir zaman senin emirlerinden dışarı çıkmadım ve hiç bir zaman senin büyüklüğünü küçümsemedim. Ancak Mesih İsa’ya daha sadığım çünkü O, benim ve bütün insanlığın kurtarıcısıdır.Bu yüzden sizin o sahte tanrılarınıza tapınmayı reddettim.
Maksimianos bu sözlere kızarak azizin karanlık bir odaya kapatılmasını emretti. O oda bir hamamın altında bulunduğundan her yerde pis bir koku ve kirli su vardı. Azizi odaya attıkları zaman, bir akrep yuvasından çıkarak azize saldırmaya kalkıştı. Aziz haçını yaptıktan sonra üzerine bastı ve akrebi öldürdü. O sırada Tanrı’nın meleği azize görünerek ona altın taç taktι ve şunları söyledi: Dimitrios cesaretli ol ve düşmanlarını yeneceksin.
Bunun üzerine aziz, şeytanı yeneceğini anladı. Bu yüzden hapishanede Tanrı’ya şükrediyor ve sevinç dolu dua ediyordu. Tanrı’nın şehidi Dimitrios hapishanede yaklaşık bir sene kaldı. Bütün bu zamanda öğrencileri ziyaretine geliyor, o da onları eğitiyordu.
291 yılında Selanik arenasında teke tek dövüşler gerçekleştirildi. Arenada Maksimianos’tan başka Dioklitianos ta bulunmaktaydı. Bu iki efendi ve putperest halk Lieos adındaki savaşçıyı destekliyorlardı. Lieos çok güçlü ve devasa bir insandı. Daha hiç kimseden yenilmemiş onunla savaşanların da hayatını bağışlamamıştı. Bu savaşcı stada çıktığı zaman hristiyanlara küfür ediyor onları kendisiyle savaşmaları için arenaya davet ediyordu. Azizin öğrencilerinden Nestoras bu sözleri duyduğunda bu devasa adamı öldürmek için öğretmeni olan azize giderek onu kutsamasını istedi. Dimitrios ona: Git sevgili kardeşim. Düşmanını yeneceksin ama Mesih İsa adına da Şehit olacaksın, dedi Nestoras sevinç içerisinde stada döndü. Bir kılıç alarak savaşmak için arenaya çıktı. Halk genç hristiyanı gördüğünde onunla dalga geçip gülüyordu. Liesos gence şunları söyledi: Sen beni yenemezsin ve ölmek içinde çok gençsin. Sen öleceksin ve bende seni yeneceğim! Bu sözler üzerine Lieos Nestoras ile savaşmayı kabul etti. Dimitrios’un öğrencisi haçını çιkardιktan sonra: Dimitrios’un Tanrı’sı bana yardım et! , diye haykırdι.
Kılıcını kaptığı gibi saldırarak tek bir vuruşla devasa adamı yere yığdı ve onu öldürdü. Bütün arena sessizliğe büründü. Hayatında hiç bir zaman savaşmamış olan 20 yaşındaki bir genç putperestlerin sevgili kahramanını öldürmüştü. Bunun üzerine kral genci yanına çağırarak:
Hangi büyülerle yenilmez Lieos’u yenmeyi başardın?
Büyülerle yenmedim. Gerçek Tanrı olan Mesih İsa’nın gücü ile yendim! diye cevap verdi Nestoras. Bu olaydan dolayi çok kızgın olan kral, Lieos’un ölümüne neden olan kılıçla kendisinin de öldürülmesini emretti. Böylece aziz Nestoras, öğretmeninin de söylediği gibi Mesih İsa adına şehit oldu. Yortusu kilisemiz tarafından 27 Ekim’de kutlanmaktadır.
Aziz Dimitrios Mesih İsa adına kanını dökeceği anı sabırsızlıkla bekliyordu. Kral, Nestoras’ın galibiyetini Hristiyanlığın putlara karşı bir galibiyeti gibi algıladığından çok sinirlendi. Bu yüzden Dimitrios’un da öldürülmesini emretti. Askerler hapse girdiklerinde aziz sağ kolunu kaldırarak onu kılıçlamalarını bekledi. Bedeninin ölümüyle Tanrı’nın sonsuz krallığına kavuşacaktı. Askerler azizin karnının yan tarafına indirdikleri kılıç darbeleriyle azizi öldürdüler. Dimitrios’un bedenini hristiyanlarin öldüğü yere gömdüler. Ama o zamandan beri mezarının içerisden muhteşem bir koku yayılmaya ve muhteşem kokulu bir su akmaya başladı. O kirli mekan muhteşem kokuyor kimse bu olayın ne olduğunu anlayamıyordu. Bugüne kadar azizin bedeninin bulunduğu kilisede azizin yortusunun olduğu gün bütün kilise muhteşem kokuyor ve insanlar bu su ile kutsanıyorlar. Bir çok kişi hastalığına derman buluyor. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 26 Ekimde kutlanmaktadır. Aziz Dimitrios Selanik şehrinin koruyucusudur.

25 Ekim 2010 Pazartesi

LUKA İNCİLİ ALTINCI PAZAR.



“MERHAMETİ İÇİN ALLAH’A ŞÜKREDELİM. ONA KOŞALIM VE ONDAN HİÇ AYRILMAYALIM.”




AZİZ LUKA İNCİLİNDEN ALINAN SÖZLER;

Luka:8;27-39


Bir zamanlar; 27İsa Gerasiniler bölgesinde karaya çıkınca, kentten cine tutulmuş bir adam kendisini karşıladı. Uzun süreden beri ne sırtına bir şey giymişti, ne de bir evde oturmuştu. Barınağı mezarlar arasıydı. 28İsa’yı görünce ortalığı inleten bir çığlık atarak O’nun önünde yere kapanıp bağırdı: “İsa, yüce Tanrı’nın Oğlu, benden ne istiyorsun? Ne olur, bana işkence çektirme!” 29Çünkü İsa kötü ruhun adamdan çıkması için kesin buyruk vermişti. Cin sık sık onu çarpardı. Zincirlerle bağlanır, prangaya vurulurdu ama yine de bağlarını koparır, cin tarafından çöllere sürüklenirdi.
30İsa ona, “Adın ne?” diye sordu. Cin, “Lejiyon” dedi. Çünkü adamın bedenine çok sayıda cin girmişti. 31Cinler kendilerini dipsiz derinliklere göndermesin diye İsa’ya yalvardılar. 32Oradaki bayırda büyük bir domuz sürüsü otlamaktaydı. Cinler domuzların içine girmelerine izin vermesi için İsa’ya yalvardılar. O da onlara izin verdi. 33Cinler adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Sürü uçurumdan aşağı denize uçup boğuldu.
34Olaya tanık olan domuz çobanları çil yavrusu gibi dağılarak olup bitenleri kentte, kırsal alanlarda anlattılar. 35Herkes olayı görmeye koştu. İsa’nın yanına vardıklarında, bedeninden cinler çıkan adamı giyinmiş, akıllanmış, İsa’nın ayakları dibinde oturur buldular. Korktular. 36Olaya tanık olanlar, koşup gelenlere cine tutulanın nasıl kurtulduğunu anlattılar 37Gerasiniler çevresinde oturanların tümü kendilerini bırakıp gitmesi için İsa’ya yalvardılar. Çünkü büyük bir korkuyla dolmuşlardı. O da tekneye binip geri döndü.
38Bedeninden cinler çıkan adam İsa’nın yanında kalmak için O’na yalvardı. Ama İsa onu şu sözlerle gönderdi: 39“Evine dön, Tanrı’nın sana yaptıklarının tümünü açıkla.” O da gidip İsa’nın kendisine yaptıklarını baştanbaşa tüm kentte yaydı.

İNCİL AÇIKLAMASI ;
Luka İncili Altıncı Pazar
(Luka 8 : 27 – 39)
Bugün okunan İncil şöyle diyor: İsa Mesih havarileri ile birlikte Galile gölünü geçti ve kıyı karşısındaki Gerasililerin yoksul ve verimsiz memleketine vardılar ve karaya çıkar çıkmaz, insanlık sıfatını kaybetmiş devamlı dolaşan bir deli bir adam O’nu koşarak karşıladı. Bu insan mezarlık mağaralarında yaşıyor ve çevrede yaşayanların yüreklerine korku ve endişe veriyordu. Bazen onu
bağlamaya uğraştılarsa da, zincirleri iplik gibi kırıyordu dolayısıyla o yoldan geçmeye korkarlardı. Bu nedenle havariler korkup kaçmaya hazırlanıyorlardı. Fakat İsa onlarla beraberdi. Onların dayanağı ve koruyucusu idi. Sessizce ve güvenle durdu ve o zavallı yaratığa şefkatle ve sevgiyle baktı.
Ve o deli adam çıplak bir halde, vahşi ve kaybolmuş gözlerle uzaktan bakıyor ve bağırıyordu: Ey Yüce Allah’ın Oğlu İsa benden ne istiyorsun, sana yalvarırım bana işkence etme. Delinin ağzıyla konuşan o kötü ruh sanki İsa’nın oraya boşuna gelmediğini ve o insanı terk etmek zorunda olduğunu hissetmişti.
Ve şeytanlar zarar ve eziyet vermeden duramadıkları için (zira bu durum onlar için azap olurdu) İsa’dan o çevrede bulunan bir domuz sürüsüne girmeleri için izin vermesini istedi ve İsa’da onlara bu izni verdi. Sayıları iki bini bulan domuzlar, çobanların uğraşmasına rağmen dik yamaçtan aşağı atlayarak denizde boğuldu.
Ama deli adam o saatte sağlığına kavuştu ve örtünerek İsa’nın ayakları yanına çöktü. Ve öğretilerini dinlemeye başladı.
Değerli kardeşlerim dikkatinizi şu soruya çekmek istiyorum: Efendimiz, bazılarını kötü ruhlardan nasıl arındırıyor ve aynı zamanda bu kötü ruhların başkalarına zarar vermelerine nasıl müsaade ediyor? Bu bizim helakımız için midir? Hayır. Efendimiz İsa Mesih kötülüğe, bizleri güçlük çekmekten korumak ve ruhsal faaliyetlerin ikazı için izin verir. Yolcular yollarda giderken soyguncu veya korsan belirtilerine rastlarsa oradan uzaklaşır veya her tarafa bakarak ihtiyatlarını alırlar. Sende ey Hıristiyan kardeşim, dünyanın kötülüğe düştüğünü fark edersen (1Yuhanna 5:19) fitne ve fesadın her tarafa yayıldığını görürsen, kötülüklerden uzaklaş ve tedbirini al, yoksa bu çamur seni günahın cehennemine çekecektir. Bundan kork.
İkinci olarak, kötülükler Hıristiyan insana, imanın sevgisini ve ümidini göstermesi için fırsat verir. Eğer seni alaya alıyorlar ve sana gülüyorlar ve senin Mesih’i faaliyetlerini engelliyorlarsa imanını itiraf et ve kendinin sözde değil, geçek bir Hıristiyan olduğunu göster. Sana hakaret ediliyor ve sövülüyor ve kötülük yapılıyorsa, bu güzel fırsattan sevin, çünkü bu sana, Rabbimiz İsa
Mesih’in vasiyeti olan düşmanlarını sevmek lütuf ve sevgiyle imanını gösterme imkânı verecektir. Musibetler çoğalıp, güzellikler yok olup önünde geleceğe ait hiçbir ışık kalmadığı zaman, alçak gönüllü ol, katlandıkları için er veya geç tanrı mükafatını alacağı ümidiyle nefsini Rabbin nimetine bağla(Matta 16:27)
Hz. Eyüp’ün iyileşmesi musibetlere tahammülünden sonra giderek düzeldi çünkü her kötülük doğruluğun ortaya çıkması için bir vasıtadır. Hıristiyanların maruz kaldığı şiddet yüzünden ümitlerinin ve imanlarının ve sevgilerinin ortaya çıkarması için bu şekilde vesile olmuştur. Bu şekilde göklerin krallığında Azizlerin ve şehitlerin mutluluğuna sahip olmaları mümkün olmuştur. Şeytanın gücü dehşet vericidir ona karşı koruyamayız. Ama gördüğümüz gibi şeytanlar, İsa Mesih’in izni olmadan domuzlara bile giremez. Elimizde yenilmez bir güç var, o da Rabbimiz İsa Mesih’in adı ve hayat veren hacının adıdır. Tanrı bizden yanaysa kim bize karşı olabilir. (Romal.8:31) Davut peygamber dedi ki: çevremi saran binlerce düşmandan korkum yok (Mez.3:16) Çünkü o seni avcı tuzağından ve ölümcü hastalığından kurtarır.(Mez.91:3) Ne gecenin dehşetinden korkarsın, ne gündüz uçan oktan, ne karanlıkta dolaşan hastalıktan, ne de öğleyin yok eden kırgından (Mez.91:5-6)
Efendimiz ona güvenenleri kurtarmakla kalmıyor onları yüceltiyor.(Mez.91:15)
Şükretmek bütün faziletlerin koruyucusudur. Bahçenin ürünleri, dürüst ve doğru bir bekçisi var ise zarardan korunur. Aynı şekilde faziletlerde, eğer şükür mevcut ise görünmeyen hırsızlar tarafından çalınmaz ve ona zarar gelmez. Böylece eğer bir koruyucusu yoksa ruhsal zenginliklerin çalınması kolay olur. Yahuda İskaryot diğer havariler gibi efendimizden büyük ruhsal zenginlikler edindi ama kendisinde bunu koruyacak bir bekçisi olmadığı için Rabbin hibelerini bir saat içinde bitirdi. Görünmeyen hırsız Yahuda’nın sahip olduklarını ondan çaldı. Ruhsal hazineleri, şükretmek korur. Rabbi hoşnut etmeyen şeyler yüzünden göksel babadan uzak kalacaksam ölmek daha iyidir. Merhameti için Allah’a şükredelim. Ona koşalım ve ondan hiç ayrılmayalım. O bize hayat
verir ve sonsuza dek bütün günlerimizde bizimle beraber olur.

4 Temmuz 2010 Pazar

29 Haziran 2010 Salı

AZİZ PETRUS VE PAVLUSUN HATIRLANIŞI.




AZİZ PETRUS VE PAVLUSUN HATIRLANIŞI.
Aziz Petrus: İsa Mesih’in ilk havarilerinden olup Andreas’ın kardeşidir. Kendisi Beyt Sayda kasabasında olup asıl adı Simon'dur. Geçimini balıkçılıkla sağlayan fakir bir balıkçı olan Aziz Petrus, kardeşi ile Galile denizine (Lut Gölü) ağ atarken onları izleyen İsa kendilerine balık avlama işini bırakmalarını ve ardından gelmeleri halinde insan avcılığını öğreteceğini belirtilmiştir. Bunun üzerine Aziz Petrus ve kardeşi İsa’ya inanarak onun peşinden gitmişlerdir. (Markos 1:16) İsa Mesih Petrus’u ilk gördüğünde “Sen Yuhanna oğlu Simonsun ve Kifas olarak çağrılacaksın” der. Kifas ve Petrus aynı isimler olup ikisi de "kaya" anlamındadır. Petrus İsa’dan hiç ayrılmadı ve İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilmesine kadar hep beraber kaldı. Baş kahinin avlusunda Yahudilerden korkması nedeniyle üç kez İsa Mesih’i inkar etmek zorunda kaldı. İsa Mesih’in dirilişinden ve Kutsal Ruh’un havarilere inişinden sonra İsrail’de, Antakya'da, Anadolu’da ve en son Roma’da İncil’i yaydı. Roma’da İmparator Neron tarafından başı aşağıda ve ayakları yukarıda olmak üzere asılıp şehit edildi. (M.S 66-67) İsa onu kilisenin “Kaya”sı (temeli)olarak tayin etmiş ve ona göklerin krallığının anahtarını vermiştir. Bu nedenle ikonalarda hep elinde bir anahtarla resmedilmiştir.

Aziz Pavlus: Asıl adı Saul olan Pavlus. Tarsus’ta doğmuş bir Yahudi asıllı Roma vatandaşıdır. Bir ferisi olup ilk Hıristiyanlara eziyet edip öldürmüştür. Şam’daki inananları yakalayıp Kudüs’e getirmek görevini Başkahinden alıp Şam’a giderken gökten gelen bir nur etrafında parlamış ve yere düşmüştür. Bir ses “Saul neden bana eziyet ediyorsun?” dediğinde “Ya Rab sen kimsin? sorusuyla yanıt vermiştir. Ses ona “Ben eziyet ettiğin İsa’yım.” Ve “Kalk şehre gir ve ne yapman gerektiği sana söylenecektir” dedi. Saul yerden kalktı ve kör olduğunu anladı.Onu Şam’da Yahuda’nın evine götürdüler. Üç gün kör, susuz ve aç kaldı ve hep dua etti. Şam’da Hananniya adlı bir inanan vardı . İsa Mesih ona kalkıp Yahuda’nın evine gitmesini ve Saul için dua etmesini söyledi. Hannaniya o eve gitti ve Saul’un üzerine elini koydu. Böylece gözleri gören Saul kalkıp vaftiz oldu. Havralarda İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu söylemeye başladı. Saul İsa Mesih’in ismini milletlere, krallara ve İsrail oğullarına tanıklık etmeye çağrılan bir aracıydı. (Elç.İş.9:1-20) Roma İmparatoru Neron tarafından başı kesilerek şehit edildi.

26 Mart 2010 Cuma

Lazar'ın Dirilişi



Lazar'ın Dirilişi

Meryem ile kızkardeşi Marta'nın köyü olan Beytanya'dan Lazar adında bir adam hastalanmıştı. Meryem, Rab'be hoş kokulu yağ sürüp saçlarıyla O'nun ayaklarını silen kadındı. Hasta Lazar ise Meryem'in kardeşiydi. İki kızkardeş İsa'ya, «Rab, sevdiğin kişi hasta» diye haber gönderdiler.
İsa bunu işitince, «Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; Tanrı'nın yüceliğine, Tanrı Oğlunun yüceltilmesine hizmet edecek» dedi.
İsa Marta'yı, kızkardeşini ve Lazar'ı severdi. Bu nedenle, Lazar'ın hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldıktan sonra öğrencilere, «Yahudiye'ye dönelim» dedi.
Öğrenciler O'na, «Rabbî» dediler, «Yahudiler demin seni taşlamaya kalkıştılar. Yine oraya mı gidiyorsun?»
İsa şu karşılığı verdi: «Günün on iki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür. Oysa gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.» Bu sözleri söyledikten sonra, «Dostumuz Lazar uyumuştur» diye ekledi, «ama onu uyandırmaya gidiyorum.»
Öğrenciler, «Rab» dediler, «uyumuşsa iyileşecektir.»
İsa Lazar'ın ölümünden söz ediyordu, ama onlar olağan uykudan söz ettiğini sanmışlardı. Bunun üzerine İsa açıkça, «Lazar öldü» dedi. «İman etmeniz için, orada bulunmadığıma sizin yararınıza seviniyorum. Şimdi onun yanına gidelim.»
İkiz diye anılan Tomas diğer öğrencilere, «Biz de gidelim, O'nunla birlikte ölelim!» dedi. İsa Beytanya'ya yaklaşınca Lazar'ın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. Beytanya, Kudüs'e on beş ok atımı kadar uzaklıktaydı. Yahudilerin birçoğu Marta ile Meryem'i kardeşlerinin ölümünden dolayı teselli etmek için yanlarına gelmişlerdi. Marta İsa'nın geldiğini duyunca O'nu karşılamaya çıktı, Meryem ise evde kaldı.
Marta İsa'ya, «Rab» dedi, «burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. Şimdi bile, Tanrı'dan ne dilersen Tanrı'nın onu sana vereceğini biliyorum.»
İsa, «Kardeşin dirilecektir» dedi.
Marta, «Son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum» dedi.
İsa ona, «Diriliş ve yaşam ben'im» dedi. «Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?»
Marta, «Evet, Rab» dedi. «Senin, dünyaya gelecek olanTanrı'nın Oğlu Mesih olduğuna iman ettim.» Bunu söyledikten sonra gidip kızkardeşi Meryem'i gizlice çağırdı. «Öğretmen burada, seni çağırıyor» dedi.
Meryem bunu işitince hemen kalkıp İsa'nın yanına gitti. İsa henüz köye varmamıştı, hâlâ Marta'nın kendisini karşıladığı yerdeydi. Meryem'le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler.
Meryem İsa'nın bulunduğu yere vardı. O'nu görünce ayaklarına kapanarak, «Rab» dedi, «burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.»
Meryem'in ve onunla gelen Yahudilerin ağladığını gören İsa'nın ruhunu hüzün kapladı, yüreği sızladı. «Onu nereye koydunuz?» diye sordu.
O'na, «Rab, gel gör» dediler.
İsa ağladı. 36Yahudiler, «Bakın, onu ne kadar seviyormuş!» dediler.
Ama içlerinden bazıları, «Körün gözlerini açan bu kişi, Lazar'ın ölümünü de önleyemez miydi?» dediler.
İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. İsa, «Taşı kaldırın!» dedi.
Ölenin kızkardeşi Marta, «Rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu» dedi.
İsa ona, «Ben sana, `iman edersen Tanrı'nın yüceliğini göreceksin' demedim mi?» dedi.
Bunun üzerine taşı kaldırdılar. İsa gözlerini gökyüzüne dikerek şöyle dedi: «Baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.» Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, «Lazar, dışarı çık!» diye bağırdı.
Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü bezle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, «Onu çözün ve bırakın gitsin» dedi.
O zaman, Meryem'e gelen ve İsa'nın yaptıklarını gören Yahudilerin birçoğu İsa'ya iman etti. Ama içlerinden bazıları Ferisilere giderek İsa'nın yaptıklarını onlara bildirdiler.